Yapılan detaylı incelemelerde, bu yeraltı şehrinin tam üç ayrı giriş kapısına sahip olduğu tespit edildi. Kuzeybatıdaki ana girişin zamanla kapanmış olmasına rağmen, güney ve kuzey yönündeki diğer iki girişin izleri hâlâ belirginliğini koruyor. Bu çoklu giriş sistemi, hem savunma stratejilerinin bir parçası olarak hem de farklı erişim noktaları sağlamak amacıyla tasarlandığını gösteriyor.
Yeraltı şehrinin iç yapısı, dar galeriler ve geniş salonların uyumlu bir birleşiminden oluşuyor. Özellikle kuzeydeki dar bir geçitten ilerleyen ziyaretçiler, tonoz tavanlı, etkileyici bir geniş salona ulaşıyor. Yaklaşık 1.30 metre yüksekliğe sahip bu merkezi salonun çevresinde ise yaşam alanları olarak kullanıldığı düşünülen odalar ve nişler yer alıyor. Bu mimari düzenleme, yeraltında dahi işlevsel ve organize bir yaşamın sürdürüldüğüne işaret ediyor.
Çeşka Yeraltı Şehri'nin mühendislik harikası detaylarından biri de, batı bölümünde tespit edilen havalandırma bacalarıdır. Bu bacalar, yeraltı şehrinin derinliklerine temiz hava akışını sağlayarak, uzun süreli yerleşim için gerekli temel yaşam koşullarını oluşturmuştur. Bu durum, dönemin inşaat ve mühendislik tekniklerinin ne denli gelişmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları, Çeşka'nın sadece bir yeraltı şehri olmaktan öte, geniş bir yerleşim kompleksinin parçası olduğunu kanıtlıyor. Tepenin zirvesinde tespit edilen çok sayıda kaya mezarı ve çeşitli katmanlardan çıkan seramik parçaları, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait izler taşıyor. Bu buluntular, bölgenin binlerce yıl boyunca farklı medeniyetler tarafından sürekli olarak iskân edildiğini ve kültürel birikim açısından ne denli zengin olduğunu gözler önüne seriyor.
Çeşka Yeraltı Şehri ile ilgili ilk önemli çalışmalar, 2008 yılında Müze Müdürlüğü tarafından başlatılan temizlik ve inceleme faaliyetleri sırasında yapıldı. Bu çalışmalar sayesinde yeraltı şehrinin önemli bir kısmı gün yüzüne çıkarılarak bilim dünyasına kazandırıldı. Elde edilen bulgular, bölgedeki arkeolojik araştırmaların devam etmesinin, Anadolu'nun kadim geçmişine dair çok daha fazla sırrı aralayacağı beklentisini güçlendiriyor.